BİZİ TAKİP EDİN

© 2016 - Tüm hakları Estetik Yayıncılık A.Ş.’ye aittir.

Genel 21:00 24 Kasım 2013

2000’ler sinemasının aşık olunası karakterleri

Wall-E (Wall-E, 2008)

Gezegen dev bir çöplüğe dönüşeli çok olmuş. Ama tek bir robot insanoğlunun çöplerini toplamaya devam ediyor.

Sürücü (Drive, 2011)

Ellerini kirletmeyi sevmiyor, ama gerekirse de baştan aşağı pisliğe bulanıyor. Kişiliğinde gördüğümüz her sapma aşık olduğu kadının uğruna. Bu da ona aşık olmak için yeterli bir sebep.

Wall-E (Wall-E, 2008)

Bu yolda yapayalnız kalmış olsa da, azmi kendine hayran bırakıyor. Bir de bakmışız, Pixar animasyonundaki çöp toplayıcı robota aşık olmuşuz.

Sürücü (Drive, 2011)

Genelde susmayı tercih ediyor, ama gözleriyle çok şey anlatıyor. Sevgisini pek belli etmiyor, ama sevgisi için öyle şeyler yapıyor ki hayatını gözünü kırpmadan yerle bir ediyor.

Summer Finn ((500) Days of Summer, 2009)

Summer Finn gerçek aşka inanmıyor.

Summer Finn ((500) Days of Summer, 2009)

Romantik komedi kadınlarını yerle yeksan eden bu genç kadının dürüstlüğü, Tom için o kadar fazla ki, ne kadar dik durmaya çalışırsa çalışsın Summer'a daha aşık buluyor kendini.

Mark Darcy (Bridget Jones's Diary, 2001)

Her seferinde Bridget ile birlikte bizleri de şaşırtabiliyor, sevgisini nadiren belli edince sanki kıyametler kopuyor. Bir de çok güzel dövüşüyor tabii.

Mark Darcy (Bridget Jones's Diary, 2001)

Markd Darcy'nin kökeni, Jane Austen'ın meşhur romanından uyarlanan mini dizi Pride and Prejudice'taki kibirli Bay Darcy'e uzanıyor. Her ikisini de duygularını belli etmemeyi çok iyi beceren Colin Firth'ün canlandırması bir tesadüf değil.

Frances Haliday (Frances Ha, 2012)

Biliyor ki her seferinde ıslak bir sabun gibi elinden kayıp gitse de, mutluluğa ulaşmak için yapması gereken yeni seçimler hep olacak. Hayatın darbelerine aldırmayan, serseri ruhlu, candan, doğal ve daima sevgi dolu Frances Haliday'e olan aşkımız en çok kendi sokaklarında zıplarken depreşiyor.

Frances Haliday (Frances Ha, 2012)

New York'un hayatta bir türlü dikiş tutturamayan kadını Frances Haliday, ona aşık olduğumuzu duysa kulaklarına inanamazdı. En iyi arkadaşı Sophie ile kurduğu küçük dünyanın yerle bir olmasından sonra, hep başarısızlıklarla sonuçlanan birçok hamlede bulundu. Neyse ki Frances o kadar kolay vazgeçmeyecek.

Clementine Kruczynski (Eternal Sunshine of the Spotless Mind, 2004)

Joel'un Clementine'i sildirmek için çok sebebi var, en az unutmamak için olduğu kadar. Çünkü Clementine, insanı bağıra çağıra kendi dünyasına sürükleyen, kendi dilini konuşmaya zorlayan türden bir kadın.

Clementine Kruczynski (Eternal Sunshine of the Spotless Mind, 2004)

Onunlayken hiç sıkılmamakla ona daha fazla tahammül edememek arasında incecik bir çizgi var. Ama hayatınız boyunca başınıza gelen en tuhaf şey. Ve tuhaflık bu kez çok çekici.

Céline (Before Sunset, 2004)

Bir kadının zakasıyla sevişmek diye bir şey varsa, o şey ancak Céline ile mümkün olabilir.

Bob Harris (Lost in Translation, 2003)

Kafa karışıklığı, hüzün ve sıkıntının eşsiz bir birleşimi olan Bob'ın hayatı kısa bir dostluğun sıcaklığıyıla değişmek üzere. Bu abartısız değişim, küçük bir deprem, karakterin dünyasına girmek için elimizdeki tek şans ve girince de bir daha çıkışı yok.

Céline (Before Sunset, 2004)

Céline'e ta 1995'te aşık olmuştuk zaten. Ama dokuz yıl sonra karşılaştığımız yeni Céline, daha aşık olunası olmayı becerdi. Sıradan bir Amerikan filminde "çok konuşan, sarışın Fransız kız"dan öteye gidemeyecek bu muhteşem karakter, Linklater'ın ellerinde zakasıyla kendini var eden, çekiciliğini de oradan alan, sonsuza kadar muhabbet etmek isteyeceğimiz bir kadına dönüştü.

Amélie Poulain (Le Fabuleux destin d'Amélie Poulain, 2001)

Çocuksu sevimlilikle zarafetin ilginç bir karışımı. Önce dost sonra aşık olabileceğiniz kadınlardan. Ama heveslenmeyin, o Nino'yu seviyor.

Bob Harris (Lost in Translation, 2003)

Ait olmadığı bir ülkede birkaç gün geçirmek zorunda olan Bob Harris'in şöhreti bile içindeki sıkıntıyı geçirmeye yetmiyor. Tam tersine, belki de hayli yabancılaştığı üzerindeki bu şöhret yükü yüzünden sıkıntıdan patlıyor.

Amélie Poulain (Le Fabuleux destin d'Amélie Poulain, 2001)

Altın kalpli, naif, Parisli genç kız Amélie Poulain, iyiliğiyle can sıkıcı olmamayı başaran nadir karakterlerden. O kadar doğal ve samimi ki, Paris'in en güneşli mahallesinde gerçekten de yaşadığına yemin edebiliriz.

Karakterlere olan aşkımızla onları canlandıran oyunculara olan aşkı birbirinden ayırabiliyor muyuz?

Son Dakika Haberleri